Beş yıldır özel ders veriyorsunuz. Haftada yirmi beş saat, öğrencileriniz sizi tavsiye ediyor, sıra bile oluştu. Bir arkadaşınızı da yanınıza almaya karar veriyorsunuz, çünkü artık herkese yetişemiyorsunuz. Belki küçük bir daire tutuyorsunuz. Her şey güzel gidiyor.
Sonra birkaç ay içinde hiç beklemediğiniz bir şey oluyor: işler dağılmaya başlıyor. Oysa siz aynı insansınız, aynı özenle çalışıyorsunuz.
Bozulan şey sizin hafızanız. Tek başınızayken bütün sistem aklınızın içindeydi. Ali'nin salı 17.00 dersi, annesinin ayın ilk haftası ödediği, geçen hafta dersi kaçırdıkları, Ali'nin türevde zorlandığı. Hepsini biliyordunuz ve bu yüzden hiçbir yere yazmanız gerekmedi. İkinci kişi geldiği gün bu bilgiler yetersiz kalıyor, çünkü artık onun da bilmesi lazım ve aklınızı onunla paylaşamıyorsunuz.
Takvim
İlk kriz genelde burada çıkıyor. Telefonunuzun takvimi kişisel. Arkadaşınız kendi takvimini tutuyor. Tek bir oda varsa ikiniz de aynı saate öğrenci yazıyorsunuz. Yeni bir öğrenci aradığında "Bir bakayım, size döneyim" diyorsunuz, çünkü diğer öğretmenin programını bilmiyorsunuz.
Ortak bir takvime geçin. Çok süslü bir şey olması gerekmiyor, ama herkesin aynı şeye baktığından emin olun. Oda varsa oda da takvimde görünsün. Bir de ders saatinin yanına yol süresini de koymayı unutmayın, eve gidip ders veren arkadaşınız artık sizin sandığınız saatte serbest olmayabilir.
Para
Tek başınızayken para basit bir konudur. Veli size öder, cebinize girer. Birisi yanınıza gelince üç soru birden doğuyor. Veli kime ödeyecek? Öğretmene ne kadar, ne zaman vereceksiniz? Ders iptal olursa kim zararı üstlenecek?
Çoğu kişi bu konuyu arkadaşıyla konuşmaktan kaçınıyor. "Aramızda sorun çıkmaz" diyor. Üçüncü ayda çıkıyor. Bu yüzden ne kadar yakın olursanız olun, anlaşmayı yazın. Sözleşme gibi resmî bir şey olmak zorunda değil, karşılıklı bir yazışma bile çok işe yarar. Ders başına kaç lira, kira ve ortak giderleri kim karşılıyor, veli ödeme yapmazsa risk kimin?
Bir de işin yasal kısmı var. Evde ders verirken göz ardı edilen şeyler, bir daire tutup yanınıza öğretmen aldığınız anda ciddi bir konu hâline gelir. Hangi şirket türü uygun, izin gerekiyor mu, öğretmenle ilişkiniz nasıl kurulmalı? Bunları bir mali müşavir ve gerekiyorsa bir avukatla konuşun. İlk görüşme için ödeyeceğiniz para, sonradan yaşayacağınız sıkıntının yanında çok küçük kalır.
Veli sizi istiyor
Bu en beklenmedik sorundur. Yıllardır sizinle çalışan veliye "Bundan sonra Ayşe Hoca girecek derse" dediğinizde bir sessizlik oluyor. Veli sizi tanıyor, Ayşe Hoca'yı değil. Sizin adınız bir marka gibi çalışıyordu ve veli o markayı satın alıyordu.
Geçişi yavaş yapın. Yeni öğrencileri yeni öğretmene verin, eski öğrencilerinizi hemen başkasına devretmeyin. Aktardığınız öğrenci için ilk derse birlikte girin ya da en azından öğretmeni tanıştırın. Bir de öğretmene şunu öğretin: öğrenci hakkında bildiğiniz her şeyi ona aktarın. Çocuğun nerede tıkandığını, neyi sevdiğini, annesinin ne zaman aranması gerektiğini. Yani kafanızdaki notları bir yere yazmaya başlayın.
Bu noktada öğrenci kartı denen şey ortaya çıkıyor. Basit bir sayfa: öğrencinin adı, velisi, ödeme durumu, hangi konuları çalıştığı, son ders notu. Bunu tutmaya başladığınız gün, kendi aklınızın yedeğini almış oluyorsunuz.
İkinci öğretmeni seçerken
Çoğu zaman ilk öğretmeni arkadaş çevresinden seçersiniz, güvendiğiniz biri olur. Güvenmek güzel, ama yetmez. Sizin adınızla ders verecek bu kişi. Velinin gözünde o hata yaptığında hata sizin olur.
Bir kez kendiniz izleyin. Ders anlatışı değil, çocukla kurduğu ilişki önemli. Çocuk soru sorduğunda sabırla mı karşılıyor, yoksa saatine mi bakıyor? Dersin sonunda veliye ne söylüyor? Bunlar özgeçmişte yazmaz. Bir de deneme süresi konuşun. İlk iki ay denememiz olsun, birbirimize uyuyor muyuz görelim. Bunu baştan dediğiniz zaman kimse alınmaz, sonradan söylemek çok daha zordur.
Şu konu da konuşulmak zorunda ve genelde konuşulmaz: öğretmen ayrılırsa öğrenciler ne olacak? Bugün dost olduğunuz bu kişi üç yıl sonra kendi işini açmak isteyebilir, çok da normaldir. Size gelen veliler onunla çalışmaya alışmıştır, peşinden gidebilir. Bu ihtimali sıfırlayamazsınız. Ama öğretmenle arada bir anlayışa varmak, öğrenci iletişiminin kurum üzerinden yürümesi, velilerin numaralarının kurumda kayıtlı durması sizi büyük bir sürprizden korur. Avukatınız isterseniz bunu yazıya da döker, hukuken neyin geçerli olduğunu da söyler.
Öğretmenin de sizden beklediği şeyler var. Ödemesinin zamanında gelmesi, öğrencinin onun önüne düzenli gelmesi, velinin takılmaları karşısında arkasında durmanız. İyi bir öğretmeni tutmak, bulmaktan çok daha kolay. Bunun bedeli de genelde para değil, ona gösterilen saygı oluyor.
Kurumsal görünmek zorunda değilsiniz
Büyümeye başlayan çoğu özel ders hocası hemen logo yaptırmaya, broşür bastırmaya yöneliyor. Bunların zamanı var. Velinin sizi seçme sebebi broşür değildi, sizin ilgilendiğinizi hissetmesiydi. Büyürken korunması gereken şey de o duygu.
Bir veli size "Hocam Ali'nin son durumu nasıl?" diye yazdığında, siz o dersi vermemiş olsanız bile cevabı bulabiliyor olmalısınız. Ders notlarını okuyup iki cümleyle yanıt verebiliyorsanız, kurum büyümüş ama ilgi azalmamış demektir. Yapılacak tek şey bu aslında. Geri kalan her şey o an için ayrıntıdır.
Bir uyarı daha: ilk başta herkesin işini yapmaya devam etmek isteyeceksiniz. Hem ders verip hem veli arayıp hem de muhasebe tutacaksınız. Bir süre çalışır, sonra derslerinizin kalitesi düşer. Ve sizi buraya getiren şey o dersler. Bir noktada bazı işleri bırakmayı öğrenmek gerekiyor. Takvimi bir yardımcıya ya da bir sisteme, muhasebeyi müşavire. Siz de yine en iyi yaptığınız işe.