Etüt merkezi işletenler bu telefona alışmıştır. Anne işte, toplantı arasında aklına gelmiş, çocuğuna yazmış, cevap gelmemiş. Merkezi arıyor. Sekreter elindeki telefonu bırakıyor, sınıfa gidiyor, kapıdan bakıyor, öğrenciyi görüyor, geri dönüyor. "Evet efendim, burada." Sonra aynı akşam iki kez daha.
Veli bunu sizi denetlemek için sormuyor. On üç yaşında bir çocuğu okuldan sonra başka bir binaya gönderiyor, çocuk da telefonuna bakmıyor. Merak etmesi çok doğal. Asıl düşünmeniz gereken şey şu: bu soruyu sorulmadan cevaplayabiliyor musunuz?
Yoklamayı geç almak yoklama almamaktır
Pek çok merkezde yoklama öğretmene bırakılmıştır, öğretmen de dersin ortasında ya da sonunda kâğıda işaretler. O kâğıt akşam sekretere gelir, sekreter de müsait olunca sisteme ya da deftere geçer. Bu yoklama dönem sonu raporu için belki işe yarar. Velinin 17.30'daki sorusuna hiçbir faydası yoktur.
Yoklama dersin ilk on dakikasında girilmeli ve girildiği anda görünür olmalı. Öğretmenin eline bir kâğıt yerine telefonunu ya da tabletini verirseniz bu otuz saniyelik bir iş. Sonrası kendiliğinden gelir: öğrenci gelmediyse veliye o anda haber gidebilir.
"Elif bugünkü 16.30 Matematik etüdüne katılmadı." Bu mesajı alan bir veli için iki ihtimal var. Ya "Evet, doktora götürdüm, haber vermeyi unuttum" der ya da hemen çocuğunu arar. İkisinde de doğru olan oldu. Çocuğun etüte gittiğini sanıp aslında başka yerde olduğu bir akşam, her ailenin en korktuğu şeydir. Bunu ilk siz haber verirseniz o veli sizi bir daha kolay kolay bırakmaz.
Her mesaj da fazla
Burada bir denge var, çünkü aşırıya kaçmak da mümkün. "Geldi" bildirimini her ders için göndermek bazı velileri mutlu eder, bazılarını çıldırtır. Haftada on beş mesaj alan veli bir süre sonra hiçbirini okumaz, en önemlisini de kaçırır. İyi işleyen yerlerde kural genelde şu: gelmediyse mesaj gider, geldiyse gitmez. İsteyen veliye portalda görünür, kendisi bakar.
Mesajın dili de önemli. Gelmedi mesajı suçlayıcı olmamalı. "Öğrenciniz derse GELMEMİŞTİR" diye büyük harfle yazan bir sistemden gelen mesaj, sanki çocuk bir suç işlemiş gibi okunur. Sade bir cümle yeterlidir.
Erken çıkış meselesi
Okuldan sonraki etütlerde çocuğun geldiğini bilmek kadar ne zaman çıktığını bilmek de önemli. Özellikle ortaokul çağında. Bir çocuk 18.30'a kadar etütte olması gerekirken 17.45'te "Karnım ağrıyor" deyip çıkıyorsa ve velisine söylenmiyorsa, o akşam bir şey olduğunda sorumluluğun kimde olduğu sorusu sizi çok zorlar.
Merkezin bir kuralı olmalı: öğrenci erken çıkacaksa veli bilgilendirilmeden çıkmaz. Bunu sözleşmede de yazın, velilerle yaptığınız ilk toplantıda da söyleyin. Lise öğrencisiyle ortaokul öğrencisi için farklı kurallar olabilir, ama kural yazılı olsun. Hangi yaşta çocuğun kendisinin çıkabileceğine veli de karar verebilir, kayıt sırasında ona sorun.
Servis kullanan çocuklar için de aynı şey geçerli. Servisçinin elindeki liste ile sizin yoklama listeniz aynı olmalı. Bir çocuk servise binmeden kaldıysa bunu önce kim fark eder? Bunu bir kere düşünmek yeter, sonra yaşanması muhtemel kötü bir akşamın önüne geçmiş olursunuz.
Çocuk ne düşünüyor
Velinin rahatlığını konuşurken genelde çocuğu atlıyoruz. On beş yaşındaki bir genç, etüte gelmediğinde annesine beş dakikada mesaj gittiğini bilince pek hoşlanmayabilir. Kendini izleniyor gibi hisseder. Bu duygu küçümsenecek bir şey değil, çünkü aynı genç sizin kurumunuzu sevmeyi bırakırsa annesi de bir süre sonra başka yer aramaya başlar.
Bunu saklamayın, açıkça söyleyin. Dönem başında öğrencilere de anlatın: "Derse gelmezsen velin bilgilendiriliyor. Haber verirsen ve velin biliyorsa sorun yok." Kural herkes için aynı olduğunda genç bunu kişisel almıyor. Bir de gerçek sebebi söyleyin. Bunu seni yakalamak için yapmıyoruz, bir gün başına bir şey gelirse birilerinin haberi olsun diye yapıyoruz.
Liseli öğrencilerin kendi yoklamalarını görebilmesi de iyi bir fikir. Kaç derse girdi, kaç devamsızlığı var. Çocuk da aynı bilgiyi görünce konu ona karşı kullanılan bir şey olmaktan çıkıyor, kendi takip ettiği bir şey hâline geliyor. Son haftalarda da bu konuşma daha kolay olur: "Bu ay üç etüt kaçırmışsın, sınava iki ay var."
Kaçırılan bir dersin arkasında bazen başka bir şey olur. Art arda gelmeyen, normalde devamlı olan bir çocuk için öğretmenin bir kez yanına gidip "Her şey yolunda mı?" diye sorması, sistemin gönderdiği hiçbir mesajın yerini tutmaz. Yoklama bu fark edişi sağlamak için var, onun yerine geçmek için değil.
Sekreterinizin saatini geri verin
Bu telefon küçük bir şey gibi görünse de bir günde kaç kere geldiğini sayın. Her biri ortalama üç dakika, kapıya gidip gelme dâhil. Üstelik o sırada başka bir veli gişede bekliyor, kayıt için arayan aday meşgul sesi duyuyor. Yoklamanın anında görünür hâle gelmesi öğretmen için otuz saniyelik bir alışkanlık, sekreter için günde bir saat demek.
Bir de güven tarafı var, bence asıl değeri orada. Veli toplantılarında yapılan konuşmalar, broşürdeki başarı listeleri, hepsi güzel. Ama velinin size bağlanması çok daha sıradan bir an yüzünden oluyor: çocuğu gelmediğinde önce sizden haber aldığı gün. O günden sonra aynı veli çevresindekilere şunu anlatıyor, "Çocuk derse girmediğinde beş dakikada haberim oluyor." Bunu hiçbir reklam metniyle yazamazsınız.