Deneme sonuçları açıklandığı akşam merkezin telefonu farklı çalar. "Geçen ay 72 netti, şimdi 67. Ne oldu?" Velinin sesinde hem endişe var hem de biraz sitem. Sizin de elinizde bir kâğıt var, aynı rakamlar yazıyor. Şimdi ne söyleyeceksiniz?
Çoğu kurum bu soruyu sınav sonucu tablolarıyla karşılıyor. Sıralama, kurum ortalaması, Türkiye ortalaması, ders ders netler. Veli o tabloya bakıyor ve sadece tek bir şey görüyor: düşmüş.
Bir deneme hiçbir şey söylemez
Bunu en başta, sezonun başında velilere söylemek gerekiyor. Çünkü sezonun ortasında söylerseniz bahane gibi duyulur. Tek bir deneme sonucu; o haftanın yorgunluğunu, denemenin zorluk derecesini, çocuğun sabah kahvaltı yapıp yapmadığını bile içinde taşır. Beş net oynamak her öğrencinin başına gelir. Eğilim en az üç denemeyle görülür.
Bu yüzden veliye tek sonuç değil, çizgi göstermek gerekiyor. Son dört denemenin yan yana durduğu basit bir grafik, üstüne binlerce kelime eder. Düşüş gerçekten varsa orada görünür, yoksa o da orada görünür. Kurumda bu grafik hazır değilse veliyle konuşurken bir kâğıda elle bile çizebilirsiniz, işe yarıyor.
Netin altındaki soru
Asıl faydalı konuşma netin altında başlıyor. Matematikten dört net düşmüş. Peki hangi konudan? Çocuk o konuyu bilmiyor mu, yoksa zamanı mı yetmedi? Son on soruyu boş mu bırakmış, yoksa yanlış mı yapmış? Bunlar birbirinden çok farklı üç sorun ve çözümleri de farklı.
Yanlış yapıyorsa konu eksiği olabilir. Boş bırakıyorsa bilgi tamamdır ama süre yönetimi sorunu vardır. İlk yarıda çok iyi, son yarıda dökülüyorsa belki dikkati dağılıyordur, belki de sabah sınavlarında uykusuz geliyordur. Öğretmen bunu kâğıda bakınca görür. Ama bu bilgi çoğu zaman öğretmenin kafasında kalır, veliye gelen tek şey toplam nettir.
Bir veliye "Bu ay çarpanlar konusunda eksik var, önümüzdeki iki hafta etütte buna çalışacak" dediğinizde, o veli artık panik yapmıyor. Çünkü önünde bir plan var. Düşen sayıyı kimse tek başına çözemez, ama çarpanları çalışmak mümkündür.
Çocuğun önünde mi konuşalım
Bu konuda kurumlar farklı düşünüyor, biz şu taraftayız. On dört yaşındaki bir çocuk odadayken annesine "Bu çocuk hiç çalışmıyor" denmesi hiçbir şeyi düzeltmez. Veliyle ayrı, çocukla ayrı konuşmak daha iyi sonuç veriyor. Çocuğa da aynı kâğıdı gösterin ama ona sorular sorun. "Sence son denemede ne oldu?" Çoğu zaman kendisi söylüyor. Üstelik kendi söylediği şeye daha çok sahip çıkıyor.
Sıralama listelerini de bir kere daha düşünün. Bütün öğrencilerin isimleriyle asılan başarı listeleri, üstteki üç kişiyi mutlu eder. Alttaki on beş kişi için her ay tekrarlanan bir utançtır. Sonra aynı çocukların neden etüte gelmek istemediğine şaşırıyoruz. Kişiye özel sonuç paylaşmak hem daha nazik hem de velilerin birbirini kıyaslamasını azaltıyor.
"Arkadaşı 85 net yapmış"
Veli görüşmelerinde mutlaka bir kıyas gelir. Komşunun çocuğu, sınıf arkadaşı, kuzen. "Onunki 85, bizimki 67, aynı dersi görüyorlar." Bu cümleye cevap vermek zordur, çünkü doğru cevap "Onun çocuğu başka" olur ve bunu söylemek hiç kolay değildir.
Kıyası başka birinden çocuğun kendi geçmişine çevirmek gerekiyor. "Eylülde 52'deydi, şimdi 67. Bu dört ayda on beş net demek." Bu rakam çoğu veliyi yatıştırıyor, çünkü görmediği bir ilerlemeyi gösteriyor. Sonra gerçekçi bir hedef konuşulabilir. Hedefi çocuğun kendi çizgisinden hesaplayın, velinin kafasındaki okuldan değil. Lise tercihi konuşulurken "Bu okul için şu kadar net gerekiyor, bu hızla nereye varır, birlikte bakalım" demek hem dürüst hem de işe yarar.
Bir de şunu göz önünde bulundurun: velinin baskısı çocuğa aynen yansır. Bir anne akşam eve gidip "Komşunun çocuğu 85 yapmış" derse, sizin bütün emeğiniz o cümleyle yerle bir olabilir. Uygun bir dille bunu da söylemeniz gerekir. "Bu dönemde kıyaslama çocuklarda ters etki yapıyor, evde sadece kendi geçen ayıyla karşılaştırırsanız bize çok yardımcı olursunuz." Böyle konuşan bir öğretmeni veliler de ciddiye alıyor.
Kurum ortalamasını paylaşıp paylaşmamak da tartışmalı bir konu. Paylaşacaksanız sadece kendi çocuğunun konumu görünsün, başka isim görünmesin. Kimse başkasının çocuğunu listede aramasın.
Veli toplantısını yeniden düşünün
Herkesin bir salona toplanıp yarım saat genel konuşma dinlediği toplantılar artık pek işe yaramıyor. Çalışan veliler gelemiyor, gelenler de kendi çocuklarıyla ilgili soruyu ötekilerin önünde soramıyor.
On beş dakikalık birebir görüşmeler daha çok zaman alıyor gibi görünse de kazandırdıkları şey başka. Görüşmeye gelmeden önce velinin elinde çocuğunun son iki ayı yazılı olsun: devamı, denemeleri, ödevleri, öğretmen notu. Böylece o on beş dakika "Çocuğum nasıl?" sorusunu cevaplamakla değil, ne yapılacağını konuşmakla geçer.
Yoklamayı da konuşmaya katın, bu arada. Netler düşmüş ve çocuk son ay üç etüte gelmemiş. Bunu veli bilmiyor olabilir. Bazen sorunun cevabı matematikte değil, salı akşamları nerede olduğundadır.
Akşam telefon yine çalacak. Veli yine soracak. Elinizde bir çizgi, bir konu listesi ve bir de iki haftalık plan varsa bu konuşma beş dakika sürüyor. Üstelik telefon kapandığında veli size kızgın değil, teşekkür ediyor oluyor.